safiye-erol-1223904675Sevâl Günbal

Edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım’ın kaleme aldığı Safiye Erol (Aşk Çiçeği Ketaki) kitabı kimsenin bilmediği, bilenlerin de çoktan unuttuğu usta bir edebiyatçıyı, Safiye Erol’u anlatıyor. Biyografik bir anlatım taşıyan kitapta Yardım, Safiye Erol’un Edirne’deki çocukluk yıllarından, Almanya’daki tahsiline, daha sonra kırgın bir kalple vatanına geri dönüşüne değiniyor.

1902 Edirne doğumlu yazar, çok küçük yaşlarda babasının armağan ettiği kalemle yazmaya başlar. İleride, bir gazeteciye bununla ilgili şöyle diyecektir: “Safiye, Safiye’nin babası, Safiye’nin kalemi. Sevgili babacığım, ancak baba ruhunun ulaşabileceği sezişlerle gelecekteki mesleğimi görmüş, o mesleğin son bölümünü elime temiz ve sağlam olarak tutuşturmak istemiş gibiydi.” Genç Safiye, 1917 yılında eğitimini devam ettirmek için Almanya’ya gider. Pansiyoner olarak Alman bir ailenin yanına yerleşir. Hiç tanımadığı bu yeni kültürü iyice öğrenirken, kendine ait olana da sahip çıkmak zorundadır. Ülkesine doğu ve batı kültürünü mükemmel derecede analiz etmiş bir dimağ ile dönmek arzusundadır. Disiplin ve dikkatle çalışır. Kafası ve kalbi arasında bir köprü oluşturur. “Arapça'da Çiçek Adları” isimli tezi ile doktora unvanı alır. Kendisini ülkesine karşı sorumlu hisseder ve Türkiye’ye geri döner. Bundan sonrasını onun ağzından okuyabiliriz kitapta:

“İstanbul'a geldikten sonra birkaç sene çalıştım. Evlendim. O zaman Millî Mecmua çıkıyordu. Orada Safiye Sâmi, Dilârâ imzalarıyla ilk Türkçe yazılarım intişar etti. Bunlar küçük hikâyeler, tercümeler falandı.”

Millî Mecmua’da yayınlanan ilk tercümesi Rabintadrath Tagore’un “Ay Kuş” isimli şiiridir. Türkiye’de yayımlanan ilk telif yazısı da yine bu şairin adını taşır. 1931 yılında evlendiğinde artık Safiye Erol imzasıyla yazacaktır. Bir süre CHP’de çalışır. İstanbul Belediyesi’nde meclis üyesi olur. Fetih Cemiyeti’ne Nihad Sâmi Banarlı ile birlikte üye olur. Bu sırada kız kardeşi Refiye Hanım’ı kaybeder. Yeğeni Aydın’ı yanına alır ve nüfus kaydına geçirir. İlk eseri Kadıköyü’nün Romanı’nı bu dönemde yazar. Kendi şartları ve acıları içinde yaşayan bir çevrenin son çırpınışları, geniş ilgi görür. İlk romanı olmasına rağmen dili sade ve gerçekçidir. Olayları abartmadan anlatır. Kadıköyü’nün Romanı’ndan sonra Ülker Fırtınası’nı kaleme alır. Ülker Fırtınası, Safiye Erol’un romancılığında daha ileri bir aşamadır. Mehmet Nuri Yardım, Tanpınar’ın 'Huzur' romanındaki Nuran'ı ile Ülker Fırtınası'nın Nuran'ı arasındaki sıkı benzerliğe de dikkat çekiyor. Bu durum bize aynı dönemde yaşayan romancıların, ortak duyarlılıklarını romanlarına yansıttıklarını gösteriyor. Yardım, kitabında Safiye Erol’un Almanya’da, Hintli genç bir mücahitle yaşadığı aşka da değiniyor. Genç mücahit okulunu bitirince, Safiye’ye; 'Memleketime gidelim, orada, onların bana ihtiyacı var, benim de sana' der. Her ikisinde de aynı sorumluluk duygusu vardır. Ülkelerine dönerler. Aşk dilediği gibi gelir, dilediği gibi gider. 'Kişiyi sevdiğinden ayıran ne ise, asıl sevdiği O'dur.' sözünü hatırlatan bu aşk, dönemin bir gazetesinde şu şekilde yer alacaktır: “Vatanını, aşka tercih etti.” Ülker Fırtınası’nda Nuran’ın şu sözleri bu aşkın derecesini ortaya koyar: “Halbuki ben bir ölüm sarsıntısı ve bir inkılâp geçirdim. Yeni bir hayat şekli yaşatmadan yaşayamazdım.” Yazarın en çok sözü edilen romanı ise Ciğerdelen. Yedi Peçeli masalının ardında anlatılan Turhan’la Cangüzel’in aşkıdır. Tarihî ve tasavvufî temalar taşıyan romanda yazarın hayatından ve düşüncelerinden izler görürüz. Bir röportajda Ciğerdelen’i yazarken on iki kilo verdiğini, Yedi Peçeli babında sık sık bayıldığını anlatır, Safiye Erol. Canını adaya adaya yazdığı bu roman, varlığının bütününü esirgemeden içine attığı aşk ateşini her satırında okuyucuya duyurur.

Bu arada çeviri yapmaya da devam eder. Selma Lagerlöf’ten Portugaliya İmparatoriçesi ve Foque’den Su Kızı’nı dilimize çevirir. Safiye Erol’un dünyasında yıkımlar değil, yeni oluşlar meydana getiren ve hocam dediği Ken’an Rifâî ile tanışır. Sözleri, irfanı, telkinleri ve ahlâkı ile Ken'an Rifâî, bir derviş olur Safiye’nin gözünde. Hocası 1950’de Hakk’a yürüyene kadar sohbetinde bulunur. Sohbetlerde Sâmiha Ayverdi, Sofi Huri ve Nezihe Araz da vardır. Bu sohbetler daha sonra Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık adıyla yayımlanacaktır.

Ve son romanı: Dineyri Papazı. Bütün acının akıtıldığı arınma ve saflık düşüncesiyle yazılmış bir eser. Gülbün’ün aşkın bütün safhalarından geçtikten sonra Ayhan’ı unutup, kesretten vahdete gidişinin öyküsü. Mehmet Nuri Yardım, Anonim Yayıncılık’tan çıkan Safiye Erol isimli eserinde edebiyatçıların, Safiye Erol hakkındaki görüşlerine de yer verir. Safiye Erol 1964 yılında vefat ettiğinde Tarık Buğra bir yazısında onun için şunları söyleyecektir: “Bana kalırsa yazarlığının tek sebebi tadına ve değerine vardığı medeniyetimizden aldıklarını yayabilmek arzusu idi.”

(Safiye Erol, Mehmet Nuri Yardım, Anonim Yayıncılık, Tel. 0 212 5200740)