ziya_sakir_11

Belkız Sürücü (Sanatalemi.net)

Cumhuriyet döneminin ilk büyük sözlü tarih yazarı olan Ziya Şakir, ESKADER tarafından düzenlenen Bâbıâli Sohbetlerinde anıldı. Medeniyetimiz.com sitesi genel yönetmeni Fatma Ersem Yargıcı tarafından yönetilen sohbete Ziya Şakir’in torunu Ayda Üstündağ, Yavuz Selim Karakışla ve Tahsin Yıldırım konuşmacı olarak katıldı. Cağaloğlu’nda Timaş Kitap Kahve’de gerçekleşen toplantıya Ziya Şakir’in ailesi, bilim adamları, araştırmacılar ve okuyucuları iştirak etti.

Konuşmalarda Ziya Şakir’in hayatı, eserleri ve fikirleri üzerinde duruldu. Ayrıca Ziya Şakir’in Türk tarihçiliğine getirdiği yenilikler dile getirildi. Toplantıda konuşmacıların fikirleri özetle şöyle:

 

FATMA ERSEM YARGICI:

“Çok farklı konularda yazan ve hemen hemen bütün alanlarda eser meydana getiren Ziya Şakir, ‘Bu gün için değil gelecek için yazıyorum’ diyordu. şimdi anılması gerektiğini yıllar evvelden bizlere mesaj olarak gönderiyor. Buzdağına benzeyen Ziya Şakir’e her bir eseriyle bir adım daha yaklaştığımızda, biraz daha beliriyor, büyüyor.

Ziya Şakir Sorbonne Üniversitesi'ne misafir olarak gittiğinde Doğu ile alakalı olan öğrencilerin Nasrettin Hoca’dan da imtihan edildiklerini görür. Nedenini sorduğunda da Nasrettin Hoca'yı Cervantes’in, Don Kişot'una benzetirler. Bu benzetme, ziyadesiyle Ziya Şakir'i rahatsız ettiği için Nasrettin Hoca'nın hayatını araştırır ve fıkralarını derleyip Nasrettin Hoca, Bir Evrensel Filozof adlı eserini ortaya koyar. İlk tefrikası ve tanınmasını sağlayan ilk eseri olan Meçhul Asker adlı eseri 1912’de Edirne'de gönüllü olarak katıldığı Balkan Harbi’ni anlatıyor. 1929’da Vakit gazetesinde tefrika olarak yayımlanıyor. Daha sonra Hasan Eryüksel’in kendisiyle yaptığı röportajdan anlaşılıyor ki, hikâyedeki kahramanlar kendisi ve kardeşidir. Alçak gönüllü olan Ziya Şakir, kendi kişiliğini ön plana çıkarmaktan sakınıyor. Ali Fethi Okyar ile yaşadıklarını da hâtıra niteliğinde anlatmıştır. Nuri Demirağ’ın kim olduğunu Ziya Şakir’in yazmış olduğu başka bir kitaptan öğreniyoruz. Poyraz Ali tarihi romanında, Kanuni Sultan Süleyman’dan Fransa’nın yardım talebi üzerine, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Nice kalesini alması ve Tulon’da kışı geçirmeleri anlatılır. Muhteva olarak da medeniyetler eşitliği değil de medeniyetler üstünlüğünü ele alınmıştır. Keza Türkler Karşısında Napolyon kitabında, Mısır’ın Napolyon tarafından işgali, Ali Bonaparti adıyla beyannameler gönderdiğini “Ben de Müslümanım. Sizlere yardım etmeye geldim “dediğini anlatır. Keza Ermeni hadiselerini anlamak isteyenler, Kan Dalgası, Bomba Vakası’nı okumalılar. Güzel bir kurgusu olan ve belgelere dayanan önemli eserlerdir. Şeyh Şamil adlı eserinde ise, yazarın kalemindeki adaletin yansımalarını görebiliyoruz. Şeyh Şamil ve arkadaşlarının savaşlarını anlatırken aynı zamanda Rus askerlerini de gerçekçi yazmaktadır. Fatih İstanbul'u nasıl aldı? adlı hikâyesinde iki inançlı gücün kapışmasını çok canlı anlatmaktadır. Burada da diğer eserlerinde olduğu gibi o kadar canlı bir dil kullanılmıştır ki, olayları izler hissini oluşturuyor. Yaşananlara sanki tanık oluyoruz.”

 

ziyasakirAYDA ÜSTÜNDAĞ:

“Dedemle dolu dolu yirmi yıl geçirdim. Bu toplantıdan çok etkilendim. Aslında rahatsızlığım dolayısı ile katılamayacaktım. Ama dedem Ziya Şakir’e olan bu ilgi beni buraya getirdi. Bugün 52 yıl sonra dedem yeniden sisler arasında beliriyor, görünür hale geliyor, dedemle ilgili hatıralarımı yazmamı istedikleri için, bu konuda ısrar ettikleri için çok teşekkür ediyorum. ESKADER camiasına, şimdi burada bizimle birlikte olan bütün misafirlere teşekkür ediyorum. Dedemle ilgili bildiklerimi hatırladıklarımı yazdım ve kitap haline geldi. Buraya hiç bir hazırlık yapmadan geldim. Bu toplantıdan aldığım haz ve ilhamı, kelimelerle anlatmam mümkün değil. Devleti ve erkanı tanıyan dedem her zaman yerine göre davranış biçimleri sergilerdi. Protokolün olduğu bir ortamda çok samimi arkadaşlarıyla da konuşurken resmiyeti elden bırakmazdı.”

ziya_sakir_5

YAVUZ SELİM KARAKIŞLA:

 Ziya Şakir ile master tezimin çalışmalarını hazırlarken kütüphanenin tozlu raflarında tanıştım. Abdülhamid’in son günleri ve Selanik’teki sürgününü ele alan tez çalışmam sırasında derin bir kuyuya benzettiğim Ziya Şakir’de hiçbir yerde bulamadığım bilgileri buldum. Ziya Şakir Abdulhamid’i anlatırken sekiz hatırata dayanmıştır. Fakat şimdiye kadar iki hatıratı yayımlanmış. Ayşe Sultan ve askeri doktor olan Atıf’ın hatıralarını kullanmıştır. Ziya Şakir Ayasofya civarı bir evde dünyaya gelmiştir. Baba tarafı Sivas Divriği ve sipahi soyundan gelmiştir. 1. Dünya savaşı esnasında babasını kaybeder. Annesi Konyalı Hayriye Melek Hanımdır. Ziya Şakir ilk eseri Köylü Kızı‘nı yayımlarken daha 16 yaşındaymış. Okul tarafından yazdığı yazılar keşfedilince uyarılar almıştır. Bunun üzerine mahlas kullanarak yazmaya başlamıştır. O yıllarda sıra arkadaşları Süleyman Sadi ve Mithat Cemal Kuntay idi. Yazılarından dolayı tutuklansa da suçu ispat edilemediğinden dolayı Jön Türk damgası alarak serbest bırakılır. Yazı hayatına devam eder. Terakki’nin başyazarlığını yaparken aynı zamanda hukuk okuyordu. Hanımlara Mahsus Gazete’de ve Çocuklara Mahsus Gazete’de başyazarlık yapmıştır.

 

Halep’de babası ile birlikte gönüllü sürgün hayatı yaşar. Ahmet Muhtar Paşa onu İstanbul’un fethini araştırmaya yönlendirir. Böylece araştırmacı ve tarih aşkı ortaya çıkar. Muhtar’ın da üye olduğu Cemiyet-i İnkılabiye’ye üye olur. Bu cemiyette yazarken Abdül Müheymen mahlasıyla yazmıştır. 2. Meşrutiyetin ilanı ile tiyatro yazmaya başlar. Vatani piyesler yazar. 1910 yılında Suphi Nuri İleri ile birlikte Genç Türk gazetesini çıkartmaya başlar. Bu gazete de yazdığı yazılarla İttihatçıların nefretini çektiği için 11. sayıda kapanır. Kendisi ise Mısır’a gider.Orada sinemacıların dünyası ile tanışır.Fakat İtalyanların Trablusgarb’a saldırmaları üzerine geri döner,mahkeme edilir .Kastamonu ve Sinop’a sürgüne gönderilir. Bu olaylar akabinde Talat Paşa yaptığı yanlışı anlayınca vicdan azabı çeker ve Ziya Şakir’den af dileyerek barışırlar.

 

Birçok tefrika yazan Ziya Şakir’in ilk tefrikası olan Meçhul Asker yeni harf ile yazıldığı için kalıcı olmuştur. 280 civarında eser meydana getiren yazar, araştırmacı gazeteciliğin öncü ismidir. Eserlerinde bilhassa tarihî roman eserlerinde çok renkli ve akışkan bir dili vardır. Karakterleri eski usul konuşturmasına rağmen tarihî krolonoijk sırada öyle bir sıralar ki hayran kalırız esere. Eserlerinde son Osmanlı dönemlerine ve milli mücadele yıllarına ayrı bir ilgisi vardı. Tarihî roman denemelerinde Orta Asya Türklerini de anlattığı bir eseri de bulunmaktadır. Ayrıca kaleme aldığı polisiye roman tadında olan, Abdülhamid tarafından da ödüllendirilen zabıta Gâvur Memed ile alakalı seri eserleri de o dönemin hayatını gösterir. Tefrikalarının araştırmalarını bitirdikten sonra evine geçer, kitabını yazmaya başlar ve eserini tamamlayıncaya kadar da yayınlanmasına izin vermezdi. Böylece tefrikaların lastik gibi uzamasını engellerdi. Döneminin eserleri genellikle telif ve tercüme olmasına rağmen Ziya Şakir bu yöntemleri kullanmadan kendi cümlelerini ve özgür fikirlerini yansıtmıştır. Eserlerine aldığı olayları doğrulara dayanarak anlattığı için dip not tekniği kullanmamıştır. Doğruları seçerek anlatmıştır her zaman. Kendi yargılarını hiç çekinmeden anlatır. Böylelikle okuyucuyu kendine çekmeye çalışır. Dili, Osmanlı aydınlarının dilinden farklıdır. Arı bir dili vardır. “Mısır’a kapağı atmak”, “Yakayı sıyırmak” gibi terimlerle karşılaşıyoruz kimi eserlerinde. Bana göre Ziya Şakir’i tanıtan dört eseri vardır.  

Abdülhamid’in Son Günleri eseri sekiz hatırata dayanarak Abdülhamid’in tahttan indirildiğinden ölümüne kadar olan hayatını anlatır. Elimize ise sadece iki hatırat geçmiştir.

2. Sultan Hamid’in Hayatı, Hususiyetleri adlı eseri Yıldız Sarayı’nda ki hayatı anlatır. ‘Kızıl Sultan’ benzetmelerine karşın müşfik bir aile babası ve devlet büyüğü imajını anlatmıştır. Abdülhamid’in Gizli Siyaseti adlı eseri ise tarihi bir roman tadında Türk yunan savaşını anlatır. Sultan Abdülhamid ve Mikado adlı eseri tarihimizde ilk karşılaştırmalı kitabı olması nedeniyle önem arz eden bir eserdir. Japon ve Osmanlı hükümdarlarının birbirlerinden nasıl etkilendikleri ve batıya karşı nasıl ayakta durduklarını anlatılıyor. Ziya Şakir 300 e yakın eser veriyor ve hakkında yazdığı kişilerin çoğu hayattayken yazıyor. Buna karşılık tek bir itirazla karşılaşmıyor. Aksine okuyucularından çok sayıda teşekkür mektupları alıyor. Bu da yazarın ne kadar gerçekçi yazdığının belgesidir.”

ziya_sakir_4

 

TAHSİN YILDIRIM:

“Ziya Şakir’i farklı yönleriyle ele almak istiyorum, Ziya Şakir’i halk hikâyeciliğinin kurtarıcısı olarak nitelendiriyorum. Yaptığı çalışma ile Nasrettin Hoca’nın hak ettiği değerini bulduğunu düşünmekteyim. Araştırmacı gazeteci olan Ziya Şakir bir gazeteden bir gazeteye geçerken günlerce ilan edilirdi. Gittiği gazetenin tirajı bir anda artardı. Diğer bir özelliği de geleceği gören pozitif bir tarihçiydi. Osmanlı’yı kötüleyip yeniyi yükselten romantik tarihçi zihniyetlere karşın geleceği gören gerçekçi bir tarihçiydi Ziya Şakir. Onun eserlerine bakılmadan Abdülhamid anlatılmaz. Çünkü Ziya Şakir, canlı kaynaklarla birebir hareket ediyor. Bu yüzden de dip not tutma gereksinimi de duymuyor. Döneminin imkânlarına rağmen işine ehemmiyet vermiştir. Ne yazık ki unutulmuş bir ustadır. Aslında bunun tek sebebi tarihi yazarken dalkavukluk yapmaması, gerçekçi ve onurlu bir yazar olmasıdır. Tefrikalarında tasvirleri uzundu fakat okuyucuyu sıkmıyordu.”

ziya_sakir_2

 

İki saati aşkın süre büyük bir dikkat ve titizlikle takip edilen toplantının sonunda dinleyicilerde sorular sordu ve katkıda bulundu. Programın sonunda Ahmet Yüter manzum duasını yaptıktan sonra konuşmacılar ve dinleyiciler toplu olarak hatıra fotoğrafları çektirdiler. Bu arada Ziya Şakir’in bütün eserlerini yayınlayan Akıl Fikir Yayınları bütün dinleyicilere Ayda Üstündağ’ın Dedem Ziya Şakir isimli kitabını armağan etti. Ayda Üstündağ okuyuculara kitabını imzaladı.ziya_sakir_3