Nidayi Sevim: “Sadaka taşlarıyla dünyaya medeniyet dersi verdik.”
Bizim insan merkezli yüksek bir medeniyetimiz, insan odaklı büyük bir inancımız var. “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!” anlamlı düsturu, yüzyıllar boyu topraklarımızda hükümfermâ olmuş... İnsanı “yaradılmışların en şereflisi” kabul etmişiz. “Yaradandan ötürü yaradılanı hoş” görmüşüz.... Hazret-i Peygamberin buyruğu gereğince “Komşusu aç iken tok yazan” Müslüman sayılmamış... Peki bu erdemi, bu üstün ahlâkı ve insanî bakış açısını bugün bizler koruyabiliyor muyuz? Yoksullarımıza kol kanat gerebiliyor, fakirlerimize sahip çıkabiliyor muyuz? Fakir fukaraya, garip gurabaya elimizi uzatabiliyor muyuz? Üstünde düşünmemiz gereken çok önemli hususlar bunlar…
Meselesi olan, derdi kaygısı bulunan insan sayısı çok fazla değil. Her devirde böyle olmuştur. Dünyada da bugün böyledir bu, ülkemizde de... Kaç idealist sayabilirsiniz sağınızdan solunuzdan? Kaç mefkure sahibi biliyorsunuz önünüzde ardınızda, kaç ülküsü olan insanı görebiliyorsunuz çevrenizde. Nidayi Sevim işte o yüreği yanık insanlarımızdan biridir. Herkes günlük telâşe içine girmişken o kırık bir mezar taşı ile yüreği parçalanan bir ideal, bir dâvâ adamıdır. Akmayan bir çeşme görünce gözleri yaşaran bir kalp ehlidir. Sahipsiz bir tekkenin, terkedilmiş bir medresenin önünden geçerken hüzünlenen ve geçmişe dalıverip, ecdadına rahmet okuyan bir gönül insanıdır.
Sevdalısı olduğu medeniyetimizin yeniden ihyasında, inşasında ve gelecek nesillere ışıltılı bir biçimde devredilmesinde boş durmayıp iş bulan, durumdan kendisine vazife çıkaran himmeti yüksek bir irfan adamıdır, sorumluluk sahibi bir münevverdir. Medeniyetimize şekil ve ruh veren mimarimizin iki işaret taşını, iki temel taşını, yani “mezar taşı” ile “sadaka taşı”nı kitaplaştırıp herkesin dikkatini bu ebedî güzelliklerimize çeken bir araştırıcıdır. Eyüp Sultan semtimizin tutkunu, bağlısı ve sâkinidir. Nidayi Sevim’le, tarihle iç içe yaşadığı bu güzel âlemde nefis bir yolculuğa çıktık, biz sorduk, o cevap verdi. Bu konuşmanın yeni Nidayi Sevim’lerin ortaya çıkmasına vesile olması en büyük dileğim. En azından her şehrimizde böyle bir hakikat, sanat ve medeniyet âşığı olmalıdır. İstanbul kendi sevdalısını bulmuş, darısı diğer 80 şehrimizin başına... İnşallah onlar da bir an önce gerçek âşıklarına kavuşur, vuslata ererler... Sizi kültür tarihçisi ve araştırıcısı, yazarımız Nidayi Sevim ile baş başa bırakıyorum.
MEHMET NURİ YARDIM: Nidayi Bey öncelikle sizi tebrik ediyoruz. Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları’ndan sonra önemli bir esere daha imza attınız: Sadaka Taşları. Öncelikle şunu sormak istiyorum. Bu çalışmalara ne zaman ve nasıl başladınız? Gördüğüm kadarıyla gönüllü olarak bu çalışmaların içinde oldunuz. Yani bir görev saikiyle değil. Niçin mezar taşları, niçin sadaka taşları, niçin tarih ve ecdad yadigârları... Bunlar sizi nasıl cezbetti?
NİDAYİ SEVİM: Yaklaşık 25 yıl ikâmet ettiğim Beyoğlu’ndan beş yıl önce hicret ederek aziz misafirimiz Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari Hazretleri’nin medfun olduğu, dünyanın dördüncü kutsal mekânı kabul edilen, katıksız Osmanlı şehri olan Eyüp Sultan’da ikamet etme şerefine, bahtiyarlığına mazhar oldum. Bilindiği üzere Türkiye’mizin manevi merkezi Eyüp Sultan’ımız mezarlıkları ve mezar taşları ile de ünlüdür. O mezar taşlarımız ki, Prof. Dr. Kâzım Yetiş hocamız bir sohbetlerinde Yahya Kemal Beyatlı’nın Osmanlı mezar taşlarının değerini şöyle dile getirdiğini söylüyordu:
“Hiç bir şiir bir mezar taşı kadar milli olamaz. Çünkü onda el emeği, göz nuru, sanat vardır. Ve onlar bize bizi anlatır.”
Yine Muhterem Yüceyılmaz hocamız ise bir sohbetlerinde Nihad Sâmi Banarlı’nın, “Eğer bir medeniyetin ihtişamını hâlâ görmek istiyorsanız, Eyüp Sultan’daki Osmanlı mezar taşlarına bir göz atınız.” sözünü dile getiriyordu. Ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amics ise, Eyüpsultan tepesinden mezarlığı seyrederek, “Dünyanın hiçbir yerinde ölümü bu kadar güzel tasvir eden bir yer görmediğini” dile getirmiştir. Dün mezarlıklarımızın ihtişamından Batılı seyyahlar bile etkilenip yazılarında bundan övgü ile söz ederken bugün ne yazık ki durum hiç de iç açıcı değildir.
Düşünebiliyor musunuz? Bundan birkaç yüz sene önce yaşamış büyük ve muhterem bir din âlimi, bir tarikat şeyhi, bir şair, bir vezir, önemli bir komutan, hayırsever bir zat... Ölmüş gitmiş... Bir müddet sonra nesli tükenmiş, bayramda seyranda kabrini ziyaret eden bir torunu kalmamış. Sonra bizler bu gibi zatların mezarlıklarını viran etmişiz. Evet buram buram tarih kokan, ecdat yadigârı, kavuklu, sarıklı, fesli, inci gibi işlenmiş her bireri sanat şaheseri mezar taşlarımız. Yerlere devrilmiş, parçalanmış, yeri geldiğinde yollara dolgu malzemesi yapılmış, duvarlara taş olarak örülmüş. Hırsızlar tarafından yağmalanıp Avrupalıların villalarına süs malzemesi olmuş. Kimileri de yeni mezar yeri olması için yerlerinden sökülerek mezarlık simsarları tarafından üç beş kuruşa peşkeş çekilen, bakımsız, sahipsiz içler acısı durumda. Tarihimiz, kültür mirasımız göz göre göre kaybediliyor, kaderine terk edilmiş vaziyette. Allah bizden bunun hesabını sormaz mı?
Her zaman söylenir İstanbullu olmak bir ayrıcalıktır. Doğrudur da. Bu övülmüş şehirde yaşama bahtiyarlığına erişmek büyük bir nimettir. Tabii her nimetin bir de külfeti yani minnet borcu vardır. Hele bir de sevgili efendimizin mihmandarlığını yapmış, dostluğunu kazanmış, aziz misafirimiz Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari Hazretleri’nin yanı başında ikamet ediyorsanız sorumluluğunuz iki katına çıkmış demektir. Ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz, havasını kokladığımız bu kutlu beldeye ve bu beldede medfun ceddimizin hâtıratına ne gibi katkı yapabilirim? dedim ve 280.000 metre kareye yayılmış Eyüp Sultan kabristanı ve özellikle Osmanlı dönemi mezar taşlarımıza sahip çıkılması amacı ile, ilgili bütün kurumlara yazılı ve sözlü müracaatlarda bulundum. Bir yandan yazışma trafiği ile ilgilenirken bir yandan da. Eyüp Sultan Mihrişah Valide Sultan Mektebi’nde ‘Mezar Taşlarını Okuma Seminerleri’ne katılan bir avuç kursiyerlerdik. Bu mütevazı çalışmalarımızın millî tarih, sanat ve kültürümüzün bir parçası olduğuna yürekten inanarak ve buradan yola çıkarak, insanlarımıza bu bilgileri az da olsa karınca kararınca verebilmek, paylaşmak, mezar taşlarıyla ilgili problemlere çözüm yolu aramak, yapıcı araştırma ve çalışmalarda bulunmak, öneri sunmak, ve iletişim kurmak üzere ne yapalım nasıl yapalım dedik ve 2006 yılında www.mezartaşları.com’u kurmaya karar verdik.
Sitemiz kısa zaman içerisinde kabul gördü, sevildi, önemli bir boşluğu doldurarak, mezar taşları alanında bir platforma dönüştü. Bir çok araştırmacıya önemli katkılar sağladı. Geçen üç yıl içerisinde yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edildi. Yurt içinden ve Dünyanın bir çok yerinden üyelerimiz var. Teknik bir takım sebeplerden dolayı, kısa bir müddet aradan sonra, yeni bir isimle ve daha geniş bir pencere ile Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği’mizin yayın organı olarak 2009 yılından itibaren www. medeniyetimiiz.com adı ile tekrar yayına başladı. Bunların yanı sıra bu çalışmaları bir adım daha ileri taşımak üzere Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları isimli eseri milletimizin istifadesine sunduk. Bu eserde, Eyüp Sultan’ın tarihi, Eyüp El-Ensari Hazretleri’nin hayatı, Eyüp Sultan Camii ve Türbesi, mezarlık ziyareti, Osmanlı mezar taşları, semboller, mezar taşlarına yazılan yazılar, Eyüp Sultan’da medfun şahsiyetler ile Osmanlı dönemi mezarlıklarımız ve Eyüp Sultan haziresinin bir an önce şanına yakışır bir şekildeedilmesiyle ilgili resmi kurumlar ile yaptığım yazışmalarla dilek ve temenniler yer almaktadır. Son bölümü ise, bünyesinde önemli örnekleri barındıran Osmanlı dönemi mezarlıklarımızın prototipi niteliğindeki, Eyüp Sultan hazirelerinden, binlerce mezar taşları içinden seçtiğim resimler süslüyor. Bildiğiniz üzere Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) de yukarıda açıklamaya çalıştığımız konular üzerinde kurumsal olarak bazı projelerin hayata geçirilmesi ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.
YARDIM: Mezartaşlarıyla ilgili kitabınız büyük ilgi gördü, bu konuda site kurdunuz, hatta bir dernek kurma çalışmasına da girdiniz. Ben bu konuşmada sizinle yeni eseriniz Sadaka Taşları üzerinde durmak istiyorum. Öncelikle bilmeyenler için izah eder misiniz lütfen, “Sadaka Taşı” ne demektir?
SEVİM: Bir medeniyetin ihtişamı, derinliği ve fazileti göklere yükselen devasa binaları veya kişi başına düşen yüz bin dolar milli geliri ile ölçülmez. Sadaka taşları olanca mütevazılığı ile bir büyük medeniyeti haykırmaktadır. Bir yanda fakir halkın, diğer yanda milyar dolarları olanların bulunduğu millet, pek talihsiz bir millettir. Bizler öyle bir medeniyetin temsilcileriyiz ki ceddimiz Osmanlı, insanı son derece önemli sevgi ve saygı odağı hâline getirmiş, bunun olumlu yansımaları olarak da, kültür, tefekkür ve medeniyet tarihine yeni yöntem, vasıta, kurum ve kuruluşlar armağan etmiştir. Devlet-Millet eliyle yapılan cami, çeşme, han, hamam, şifahane, darülaceze, imarethane gibi mücessem eserlerin yanında, halk tarafından çeşitli vakıflar aracılığı ile insanların istifade edecekleri binek taşları, mola taşları gibi insanı hayrete düşüren ilginç hayır eserleri de kazandırmışlardır. Bunların yanında hayvanlara da sevgi vardı; o devirlerde bir binanın güneş duvarında bir kuş sarayı varsa kimse buna şaşırmaz; çünkü dedelerimiz kuşları, köpekleri, kedileri pek severmiş. Sokak hayvanlarına barınak, kuş evleri, bunlar için sulaklar, yalaklar yapılırdı...
Rabb’imiz buyuruyor: “(Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (el-Bakara, 273)
“Ey iman etmiş olanlar, vermiş olduğunuz sadakaları, yapmış olduğunuz iyilikleri başa kakmak ve eziyet vermekle geçersiz kılmayın.” (el-Bakara, 264)
“Ya Muhammed! Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (el-Bakara, 272)
İbni Ebi Hatem, İbni Abbas’tan isnad ile rivayet ediyor: “Peygamber Efendi’miz (s.a.v.) : “(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir...” mealindeki âyeti kerimesi nazil oluncaya kadar Müslümanlardan başkasına sadaka vermemeyi emretti. Bu âyeti kerime nazil olduktan sonra, hangi dinden olursa olsun dilenen ve isteyen herkese sadaka verilebileceğini bildirdi.”
Hazreti Peygamber (s.a.v.), Buhari ile Müslim’de geçen bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Yedi zümre insan vardır ki, hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde Allah onları kendi arşının gölgesinde barındırır. Bu yedi sınıf insandan biri de sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayan kimsedir.”
Ayet-i kerimelerin ışığında ve hadis-i şerifler rehberliğinde hayatı yorumlayan ceddimiz inandığı dini teoriden pratiğe, soyuttan somuta indirgemiştir. Osmanlı, yukarıda açıklanan prensiplerin hepsini üzerinde bulunduran bir sistem geliştirmiş iffet ve utancından dolayı fakirliğini gizleyenler; onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye açamayanlar için, yine onlara “alan el” olmanın utanç ve ezikliğini yaşatmamak, şahsiyetlerini zedelememek ve onları istemek zorunda bırakmamak için gayet zarif yardım yolu geliştirmiş: Sadaka Taşları... Bir cami duvarının oyuğuna veya bir çeşmenin yanı başına dikilmiş sütunun üzerinde bulunan çukura kimse görmeden gizlice bir miktar para bırakıyorsunuz, kimin alacağını da bilmiyorsunuz! Yine ihtiyacı olan da gelip buradan ihtiyacı kadar parayı alıyor ve tanımadığı hayır sahibine dua ediyor. Burada en önemli hususlardan birisi bu sadakadan istifade eden kişi hangi din, mezhep ve meşrepten olursa olsun bir ayrım söz konusu değildir işte “evrensel iyilik” budur.
YARDIM: Sadaka Taşları kitabınızda sadece medeniyetimizin bu güzel eserlerinden, yani sadaka taşlarından bahsetmiyorsunuz? Hangi ihtiyaçtan dolayı meydana çıkmışlar, ne gibi zaruretlerle günışığı görmüşler ve insanlar arasında sevgiye saygıya vesile olmuşlar... Sadaka Taşları’na ihtiyaç hissettiren hususları da izah ediyorsunuz. Bu konuda bilgi verir misiniz?
SEVİM: Aç ve yoksul kalan insan, namus ve şerefini, dinini ve maneviyatını muhafaza etmek hususunda ne kadar sabırlı ve dirençli olursa olsun, bir noktadan sonra artık sahip olduğu değerleri istemeyerek de olsa terk edebilir. Bu, herkes için geçerli olmasa bile, insanların birçoğu için söz konusudur. Bunun içindir ki, Hazreti Peygamber (s.a.v.) Müslümanları, fakirlikten sakınıp zengin olmaya teşvik etmiştir. Bununla birlikte bir toplumda zenginler de fakirler de bulunacaktır. Üzerinde durulması gereken nokta, fakirleri tam olarak zengin yapamasak bile, onların insanca yaşama haklarını sağlayabiliriz. Fakirlerle zenginler arasındaki farkın çok büyüdüğü toplumlarda çeşitli huzursuzluklar artar. Böyle durumlarda başvurulacak en iyi yol, Rabb’imizin gösterdiği yoldur. Ceddimiz Osmanlı Bunun bilincinde olarak bizzat kendisi ve çevresi ile barışık yaşamış birbirinden anlamlı vakıf eserleriyle kurdun, kuşun, ağacın hakkı gözetilmiş ve dünyaya da medeniyet dersi vermiştir.
YARDIM: Sadaka Taşları sadece İstanbul’da değil, herhalde Osmanlı İmparatorluğu’nun yayıldığı bütün topraklarda var. Meselâ Anadolu’da, Üsküp’te, Mısır’da, Irak’ta, Kırım’da ve Osmanlı’nın hüküm sürdüğü bölgelerde sadaka taşları var mıdır? Bunlardan bugün korunanların oranı ne kadardır?
SEVİM: Sadaka taşını, “Bir elin verdiğini öbürü bilmemeli” emri (ve bu minval üzere olanlar) yonttu ve bir fazilet âbidesi olarak dikti… Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar insanlığın en kalabalık olduğu coğrafyada sadaka taşları bulunmaktadır. Belli ki, bu kültür belli bir bölgeye ait değil. Bir imana ait... Sadaka taşları Osmanlı’nın hakim olduğu her yerde mevcut. Tıpkı “Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları” olan Osmanlı mezar taşları gibi... Türkmenistan’da Aşkabat yakınlarında, Makedonya Üsküp’te sadaka taşları bulunmaktadır. Osmanlı’nın son mirasçısı Anadolu da sadaka taşlarının durumu içler acısı durumda ve yıllarca yok sayılmışken varın siz diğer coğrafyadakileri düşünün kim bilir ne haldedirler.
YARDIM: Bizim dışımızda da bu tür uygulama yapan ülkeler, milletler var mı? Batı’da, Doğu’da... Meselâ Çin’de, Hint’te, Almanya’da, Afrika kıtasında vs. Geçmişte Osmanlı’nın dışında bu uygulamaya geçen milletler olmuş mudur?
SEVİM: Bu türlü bir yaklaşım tarzı ancak özünü dinden alan, yaptığı iyiliğin karşılığını sadece Rabb’inden uman bir medeniyetin ortaya koyacağı güzellik olabilir. Sadaka taşlarına yansıyan zarafetin ruh olgunluğunun hiçbir millette olduğunu sanmıyorum. Bugünkü standartlarla bin yıl daha eğitim görsek ancak böyle bir medeniyete ulaşabiliriz. Bu görüşe birçok batılı ilim adamı da katılmaktadır.
YARDIM: İstanbul’da yaklaşık kaç adet sadaka taşı vardır. Bunlardan bugüne kadar kaçı gelebilmiştir?
SEVİM: Bir zamanlar İstanbul’da 160 adet sadaka taşı’nın bulunduğu sanılmaktadır. Bugün tespit edebildiğim kadarı ile 30 civarında günümüze ulaşan sadaka taşı vardır. Bu sayı büyük bir ihtimal ile çoğaltılabilir. Ancak halihazırda bulunan sadaka taşlarının durumu da maalesef hiç de iç açıcı değil. Resmi makamlarca bunlarla ilgili yapılmış ciddi hiçbir çalışma yok.
YARDIM: Mimarî açıdan sadaka taşlarının özellikleri nelerdir? Estetik olarak kaç sınıfa ayrılır?
SEVİM: “Sadaka taşları”, Süleymaniye’de ve Bursa’da duvar içinde açılmış bir oyuk şeklinde, yine Antakya sokaklarında, yerden bir buçuk metre yükseklikte duvarda çıkıntı şeklinde farklı çap, ebat, şekil ve türde olmakla beraber genel olarak iki model ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birinci tip genellikle beyaz, farklı renkleri de bulunan, silindirik, çoğu antik mermer sütunlardır. Selatin camilerin yakınında bulunanlar daha sanatlıdır. İstanbul’da bulunan örneklerin büyük bir bölümü benzer özellikler taşımaktadır. Toprak üstünde bulunan kısımları yaklaşık 120-140 cm yükseklikte ve 30 ila 70 cm çapındadır. Bu sütunlar alt kısımdan tepeye kadar düz bir şekilde gelip, tepe kısmında 5-10 cm genişliğinde çember bulunur ve aşağı doğru hafif bir kavisleri vardır. Sadaka konulan yerlerin çapı değişiklik göstermektedir. Bazı taşların tepeleri ise erozyona uğradığından sadaka konulacak yerleri kaybolmuştur. İkinci tip ise, dört köşe veya dikdörtgen şeklinde mermer, granit veya küfeki taşı sütunlardan oluşan sadaka taşlarıdır.
Sadaka taşları genellikle sade olmalarına rağmen bazı süslemeli olan tipleri de vardır. Örneğin Kastamonu, Hz.Pir Şeyh Şa’ban-ı Veli Kültür Vakfı Müzesi giriş katında sergilenen geometrik şekillerle oyma tekniği ile süslemiş sadaka taşlarına da rastlamak mümkündür. Sadaka taşlarının kesin olarak ne zaman uygulamaya başlandığı hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte Selçuklu döneminde de farklı şekillerde uygulandığı bilinmektedir.
Genellikle yere, dikine gömülmüşlerdir. Yer üstünde olanları da vardır. Bu taşlar genelde çeşme, cami, tekke gibi yerlerde yapıların bitişiğinde olmakla beraber, yapılardan müstakil olarak bulunanları da vardır.
Yerden yükseklikleri genellikle 100-120-130-140-160 200 cm gibi farklı boyları mevcuttur. Ama çevrelerinde uzun yılların getirdiği zemin dolma veya aşınmaları ile bu yükseklik değişebilmektedir. Çoğunluğu da dolguları sebebiyle daha kısa görünmektedir. Genişlikleri ise, 30 cm ile 70 cm arasında değişmektedir. Bu taşların tepelerinde yuvarlak veya taşına göre dikdörtgen 5-10-15-20 cm. derinlikte oyuklar vardır.
Yardımlar bu oyuğa konulurdu. Genellikle gözden, kalabalıktan uzak; el ayak çekildiği saatlerde vereni, alanı bulunan bu sadaka taşlarına verenler elini sokar bırakır, alanlar elini sokar alırdı. Yüksek taşların önünde uzanabilmek için basamak taşları vardı.
YARDIM: Sadaka taşlarına başka isimler de verilmiş midir?
SEVİM: Evet sadaka taşlarının isimleri bölgelere, ülkelere ve zamana göre değişmiştir. İşte bunlardan bazıları. “Sadaka taşı”, “zekât taşı”, “zekât kuyusu”, “dilenci mihrabı”, “hacet taşı”, “ihtiyaçgâh”, “fıkara taşı”, “hayrat deliği”’dir.
YARDIM: Sadaka taşları elbette bir medeniyetin işareti, alameti. Bugün bu işleyiş biraz zor gibi görünüyor. Ancak bu misyonu yüklenebilecek başka çağdaş çalışmalar da zaman zaman dikkat çekiyor. Meselâ “askıda ekmek” gibi... Sanırım bu uygulama Avrupa’da başlamış ilk olarak. Bu araştırmaları yaparken başka ne gibi uygulamalara şahit oldunuz, bunların ne kadarı gerçekçi ve kalıcı olabilmiştir?
SEVİM: Meselâ İspanya’da benzer bir uygulama olan “askıda kahve” uygulaması var. Bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi burada da cafe kültürü oldukça yaygın. Cafe’ye gelip kendisine bir kahve sipariş eden müşteri, dilerse bir de askıya sipariş edermiş, yani parasını ödermiş, Daha sonra kahve içmeye gelip parası olmayan insanlar da bu askıdaki, yani toplanan havuzdan hediye kahveden içermiş. Askıda kahve uygulamalarının her ne kadar basında, ya da halk arasında Avrupa merkezli bir kültürün ürünü olduğundan bahsedilse de işin aslı öyle değil. Kanaatimize göre bu askıda geleneği tıpkı hâlen İspanyada ve bazı Avrupa ülkelerinde devam etmekte olan “siesta” (öğlen uykusu), yani İslâm ülkelerindeki adı ile “Kaylule uykusu” gibi Endülüs İslâm medeniyetinden beri devam eden bir kültürün ürünüdür.
YARDIM: Yoksulluk üzerine duran ve yazı yazan yazarların sayısı çok fazla. Ancak yoksulluğa çözüm konusunda fikir üretenler ne yazık ki çok değil. Meselâ siz ne gibi çözümler üretiyorsunuz? Yoksul ile zengin arasındaki dengenin korunabilmesi için dinimizde malumunuz “zekat” diye bir kavram var. Bu bir emir, İslâm’ın beş şartından biri ve zengin her Müslümana farz. Bir de “sadaka” var, fıtra var, karz-ı hasen var. Bugün bazı kesimler “sadaka kültürü yaygınlaştırılıyor” gibi suçlamalarla iyilik yapmayı neredeyse önlemeye çalışıyorlar. Bu konuda ne diyorsunuz?
SEVİM: Kitapta da kısaca değinmeye çalıştık Dünyada iki sistem var. Biri faize, sömürüye dayalı kapitalist sistem, diğeri zekât, infak ve sadaka esasına dayalı paylaşmaya, özveriye, adalete temizliğe dayalı İslâm ekonomi sistemidir. Elbette faiz ekonomisinin hüküm sürdüğü bir sistemde İslâmî değerlere dayalı bir ekonomik hayatı sürdürebilmek kolay değildir. Esasen problem buradadır. Her sistem kendi kuralları içerisinde değerlendirilmelidir. Bugün ‘sadaka devleti’ yakıştırmasını yapanlar zaten dinî pratik hayattan soyutlamış durumdadırlar. Ve iddialarında kendi düşüncelerine göre haklıdırlar da. Mesele Müslüman olarak hayatlarını sürdürmek isteyenlerin bu konularda daha duyarlı ve inançlarının gereğini yapmamalarından kaynaklanmaktadır.
YARDIM: Bugün Türkiye’de “insanlara iyilik etmek” amacıyla kurulmuş dernek ve vakıflar var: Deniz Feneri, İHH, Can Suyu gibi... Bu kurumların çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
SEVİM: Dün sadaka taşlarının yaptığını bugün yüzlerce vakıf, dernek daha geniş bir şekilde yapmaktadır. Hatta bu dernekler ve vakıflar yurt içindeki insanımıza götürdükleri hizmetlerin yanı sıra dünyanın bir çok yerinde mağdur, mazlum ve muhtaç durumda bulunan insanlara hayatlarını adamış gönül erleri tarafından her türlü yardım bin bir güçlükle ulaştırılmaktadır. Adapazarı depreminde, Bosna’da, Irak’ta, Çeçenistan’da son olarak Gazze’de bu dayanışmanın en güzel örneklerini gördük. Resmi makamlar organize olup, prosedürleri aşıp yardım ulaştırıncaya kadar sivil toplum örgütleri hızlı bir şekilde koordine olup, bu hizmetleri daha etkili bir şekilde yapmaktadırlar. Bütün bunlarla birlikte yardım kuruluşları sıkı bir şekilde denetlenmeli, buralarda görevli insanlarımız sorumluluklarının ağırlığını hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Milletimiz yardım etmeyi sever, âlicenap ve kadirşinaslılığın yanında ahde vefa, sadakat ve emanete yapılan en küçük zafiyete asla müsamaha göstermez ve affetmez. Zira bu değerler bizim olmazsa olmazlarımızdır. Bu yüzdendir ki çeşitli mihraklar her fırsatta öküz altında buzağı arayarak sözüm ona dürüstlük adı altında yurtiçinde ve dünyanın birçok bölgesinde yapılan yardımları baltalamaya çalışmaktadırlar. Bunun için bu art niyetli ve gözü dönmüş güruha hiçbir surette malzeme olmamalıyız. Böyle davranmak aynı zamanda bizim dinî ve millî hasletlerimizdir.
YARDIM: Yine hükümetlerin eskiden beri belediyeler, muhtarlıklar ve valilikler kanalıyla fakir vatandaşlara yaptıkları sosyal yardımlar var. Ayrıca gönüllü teşekküllerin, vakıf ve derneklerin yardım hizmetleri bulunuyor. Bu yardımların bugün gereken yerlere adalet ve hakkaniyet üzere ulaştığı söylenebilir mi?
SEVİM: Sosyal yardımlaşma ve dayanışma mekanizmalarının sağlıklı bir biçimde çalışabilmesi için duyarlı insan, duyarlı toplum ve duyarlı sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç vardır. Eksikleri, aksaklıkları ihtiyaçları bizim soruşturmamız lâzım. Devletin de üzerine düşen görevi yapması gerekiyor. İşte sadaka taşlarından yola çıkarak plânlanan çok anlamlı bir örnek. Bursa İl Özel İdaresi tarafından yoksullara yönelik hazırlanan, “Sadaka taşlarından bilgisayar ekranına yolculuk” adlı projeyle bir havuzda toplanacak yardımlar, ihtiyaç sahiplerine rencide edilmeden bankamatik kartlarıyla ödenecek. Özel İdare, projeyle ihtiyaç sahibiyle yardım eden hayırseveri bilgisayar ekranında birbirini görmeden buluşturmayı hedefliyor. Böylelikle yoksul vatandaş rencide olmadan, izdihama yol açacak yardım dağıtım sıralarına girmeden bankamatik kartlarından kendisine verilen parayı rahatlıkla çekebilecek. “Sadaka taşlarından bilgisayar ekranına bir yolculuk” adlı proje çerçevesinde bankada havuz hesabı oluşturulacak ve ihtiyaç sahipleri maaş çeker gibi yardım parası alacak. projeyle kimseyi rencide etmeden, ihtiyaç sahipleri ve yardımseverler arasında sağlam bir köprü kurulmuş olacak. En kısa sürede hayata geçirilmesi plânlanan bu proje çerçevesinde ilk etapta İl Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından oluşturulacak heyetlerin kapı kapı dolaşarak, ihtiyaç sahiplerini tespit edeceği ve yıllardır ihmal edilen Bursa’nın yoksulluk haritasının çıkarılacağı belirtiyor. Böylelikle yardımda bulunacak hayırseverlerin, paralarının nereye gittiği de bilinmiş olacak. Amaç, koordinasyonu en iyi şekilde sağlayarak, ihtiyaç sahipleri ile yardımseverler arasında sağlam bir köprü kurmak.
Yoksulluğun her geçen gün artmasına rağmen, yardım eli uzatmak isteyen bir o kadar da maddi durumu yerinde insan var. Güvenilir bir yoksulluk haritası olmaması ise, yardımların önünü kapatan en büyük engel. Öncelikle bu problem ortadan kaldırılacak. Yardım kuyruklarında yaşanan kötü görüntülere son vermek için, bankada havuz hesabı açılacak ve yardımseverlerin internet ortamından buraya para yatırabilecek. Tespit heyetlerince veri tabanına kaydedildikten sonra, banka kartı verilen ihtiyaç sahipleri maaş çeker gibi yardım paralarını alabilecek. Yoksullukla mücadele için geliştirilen, “Modern Sadaka Taşları” projesi zengin ile fakiri bilgisayar ekranında, birbirlerini görmeden buluşturacak.
YARDIM: Bunlar çok güzel, çok hayırlı çalışmalar... İnşallah bu tarz hareketler çoğalır ve yaygınlaşır. İyilik ve yoksulları koruma adına sivil kurum ve kişiler ile hükümetlere ne gibi görevler düşüyor?
SEVİM: Bir devletin aslî görevlerinin başında vatandaşına eşit bir eğitim, verimli bir çalışma, iş ortamı ve insanca yaşama imkânı sağlamak gelir. Bunun yanında bir insan olarak bizler de sivil toplum kuruluşları vasıtası ile bütün tedbirlere rağmen devletin ulaşamadığı çaresiz ve mağdur insanlara ulaşmalıyız ve çeşitli yardım organizasyonları ile bu eksiklikleri gidermeliyiz
YARDIM: Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları kendi alanında büyük yankılar uyandırdı. Kezâ yeni eseriniz Sadaka Taşları da geniş bir ilgi görüyor. Şimdi sırada hangi çalışmanız var? Merak ediyor ve soruyoruz. Yeni çalışmanızdan biraz ipucu verebilir misiniz?
SEVİM: Sadaka taşlarına başlamadan önce bir çalışmam vardı Ebedi Eyüp Sultanlılar. Eyüp Sultanlı meşhur yaklaşık 100 isim. Kısa biyografi ve mezarlarının yerlerini gösteren bir çalışma. Bunların içerisinde Ali Kuşçu, Zekai Dede Efendi, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kabaklı, Mareşal Fevzi Çakmak gibi Eyüp Sultan’da medfun değerlerimiz bulunmaktadır. Bu çalışma yavaş yavaş devam ediyor. Acelesi yok zaten, her gün bir misafirimiz var. Ayrıca Eyüp Sultan tarihî doku ile sürekli bir çalışma içerisindeyiz. Eyüp Sultan’ımızın dünyanın dördüncü kutsal mekânı özelliğine ve şanına yaraşır biçimde olması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bunların dışında biliyorsunuz biz sadece kitap yazmıyoruz. Başladığımız bir işi sonuna kadar götürme inancındayız. Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları bir feryattır, ama neyin feryadı? Mezarlıklarımızın içler acısı durumunun feryadı... Bunun için yazışmalar yapıyoruz, sitemiz var, paneller düzenliyoruz, konuşmalar yapıyoruz vs. Yani bu konuları sürekli takip ediyoruz. Sadaka Taşları yine aynı şekilde. Bugün hâlâ korunması gerekli kültür varlıkları arasında görünmüyor. Bunlarla ilgili yazışmalarımız, müracaatlarımız olacak. Bu konu üzerinde ciddî bir şekilde duracağız inşallah. Eğer Osmanlı mezar taşlarımızı ve sadaka taşlarımızı hakkıyla tanıtıp koruyabilirsek ne mutlu bize...
Mehmet Nuri Yardım
www.sanatalemi.net