|
|
|
MEZAR TAŞI METİNLERİNDE ÖLÜM |
|
|
MEZAR TAŞI METİNLERİNDE ÖLÜM
Prof. Dr. NâmıkAçıkgöz*
Mezar taşları, hayat ile ölüm arasındaki, hayat açısından son, ölüm açısından ise ilk noktadır. Hayatın bitiş noktasını ifade eden son ve ölüm anından itibâren başlayan âhiretin de ilk anını ifade eden bu cümleler, birinin bitişi, diğerinin başlangıcının dile getirilişidir. Bu metinlerde, ezelî ve ebedî, mutlak ve mukadder kaçınılmaz hakikat olan ölüm ile ilgili düşünceler, mermere kazınmış olarak görülmektedir. Yani bu metinler, mutlak hakikatin, tevil götürmeyen bıçak sırtı görüş ve ifadeleri; aynı zamanda, “giden” ile “kalan”ın son diyalogudurlar. İşte bu metinlerde ölüm, düşünülen ve hakkında fikirler üretilen bir kavram olarak değil, bizzat yaşanan bir mutlak hakikat olarak karşımıza çıkar. Yani bu, “ateşin düştüğü yer”den kopan bir çığlıktır. Bu çığlık, Muğla ve yöresinde bulunan eski yazılı mezar taşlarından hareketle incelenecektir.
Mezar taşlarında, metin türü itibâriyle, mensur ve manzum olmak üzere, 2 tür metin bulunmaktadır.
A) MENSUR MEZAR TAŞI METİNLERİ
Mensur metinler, “Hüve’l-Bâkî, Âh Mine’l-Mevt, Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî Lâ Hayye İllâ Hû…” gibi, Allah’ı ululama ve ölümden yakınma formelleriyle başlar; “merhûm ve mağfûr” gibi, ölen kişi için edilen bağışlanma dileği ile devam eder; ölenin lakabı, adı zikredildikten sonra, fatiha isteği ve ölüm tarihi ile biter. Bu tür mensûr metinlerde, ilerde üzerinde durulacak olan manzum metinlerdeki gibi, hissî bir nitelik pek yoktur; sâdece, ölünün rûhuna Fâtiha sûresinin okunma isteği vardır:
Hüve’l-Bâkî
Ateş oğlu Mehmed Çavuş rûhuna fâtiha. Sene 1323 (1908)
*
Küçük yaşda iken vefât eden Berber-zâde Hacı Süleymân Efendi mahdumu Ahmed burada medfûndur. Rûhuna fâtiha. Sene 1322 (1904)
_______________________________________ *) Muğla Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, MUĞLA/TÜRKİYE.
*
Hasan Kâdı-zâde İsmâ’il Ağa kerîmesi ve Hacı Memiş Ağa zevcesi Emetullâh rûhuna fâtiha. 19 Kânûn-ı Sânî 1341 (19 Ocak 1925, Pazartesi)
*
Hacı Osmân Ağa-zâde Hacı Memiş Ağa rûhuna fâtiha. 22 Mart 1321 (4 Nisan 1905, Salı)
(Muğla, Hamursuz Mezarlığı)
*
Hüve’l-Bâkî
Müskebi’de nal’l-bend Süleymân ustanın kerimesi Leylâ Kadın rûhuna fâtiha. Sene 1294 (1877)
*
Merhûme ve mağfûre Havvâ Hanım rûhuna el-fâtiha. Sene 1190 (1776) (Ortakent)
Fakat az da olsa, bu tür metinlerin yazılı olduğu mezar taşlarında, ölü ile ilgili iyilik dilekleri, duâ istekleri ve ölenle ilgili duygular da bulunur:
Emîr oğlu Monla Mehmed’in oğlu cennet-mekân ve firdevs-âşiyân merhûm es-Seyyid Monla Hüseyin rûhuna fâtiha. Sene 1213 (1798-1799)
*
Hüve’l-Bâkî Gençliğine doymadan murâd almayan merhûm ve mağfûr Hacı Mahmûd’un oğlu Ali Beşe’nin rûhuna fâtiha. Sene 1214 (1799)
*
Hüve’l-Bâkî
Burada Bodrum kazâsı eşrâfından Hasan Ağa kerîmesi ve Mustafa Beğ zevcesi Hadîce Hanım medfûndur. Rûhuna bir fâtiha ithâf ediniz ki bir gün olur siz de buna muhtâc olursunuz
Mevlidi Vefâtı 1285 (1868) 12 Safer 1344 (1 Eylül 1925, Salı)
*
Hüve’l-Bâkî
Gençliğine doymadan murâdına ermeyen Müskebi’de Ali’nin kerîmesi Esmâ Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1255 (1839)
(Ortakent)
B) MANZUM MEZAR TAŞI METİNLERİ
Manzum mezar taşları da, mensurlarda olduğu gibi, yaygın “Allah’ı ululama” formelleriyle başlar ve bunu ölen kişi ile ilgili manzum metinler takip eder. Metnin sonunda da, ölenin lakabı, adı, ve ölüm tarihi verilir.
Ölüm ve ölen kişi ile ilgili duyguların ifade edilmesi için, manzum metinler, çağrışım, imajinasyon ve mecâzî söyleyişle beraber, ritim ve âhenk açılarından daha uygundur. Bu metinlerde, ölüm ve şiir hassasiyeti birleşerek daha etkili bir anlatım sergilenir.
Mezar taşı metinlerindeki ölüm düşüncesini, metinlerin tasnifleriyle ele almak gerekir. Bu tasnifi, Genel Olarak Ölüm Karşısında Takınılan Tavır ve Metnin Âidiyeti olmak üzere,2 grupta yapmak mümkündür:
1) Genel Olarak Ölüm Karşısında Takınılan Tavır
Mezar taşı metinlerinin büyük bir kısmında, ölüm ile ilgili duygu ve düşünceler olumsuzdur. Bunun böyle olması, son derece tabiidir. Çünkü, ölüm, mukadder ve en kesin bir ayrılıktır. Fakat ölenin yaşlı veya genç olmasına göre, metinlerin hissî yönü, genelde bir farklılık göstermektedir.
Genç ölümlerinde, hayata doymamışlık, derin bir üzüntü, acı ve hayıflanma hissi ön planda gelmektedir ve bu zaman zaman şikâyetçi bir his ile ifade edilmektedir. Hatta bu, kimi zaman bir tahammülsüzlük sergilemeye kadar varmaktadır.
İnsan tabiatinde, genel olarak genç ölümleri karşısında yaşanan his, üzüntü ve acı’dır. Bu hissi, Yunus Emre,
Bu dünyada bir nesneye, Yanar içim köynür özüm. Yiğit iken ölenlere Gök ekini biçmiş gibi
mısralarıyla, genç ölümünü, tam olgunlaşmadan biçilen ekinlere benzeterek dile getirir ve bu durum karşısında, insanın içinde bulunduğu üzüntü ve acıyı, “içi yanmak; özü köyünmek:yanmak” ifadeleri ile şiirleştirir.
Mezar taşı metinlerinde, hayatının genç çağında veya çocuk denecek yaşta ölenler için, “açılmamış gonca, yuvadan uçan kuş, tazeliğine ve gençliğine doymamak, muradına ermemek, dünyadan kâm almamış olmak” gibi ifadeler kullanıldığı görülmektedir. Bu tür metinlerde, ebeveynden ayrılmak acısı ve hayıflanma duyguları ön plandadır:
Yat yavrum küçük mezârda Çürüdün unutmuyor Unudur mu acabâ Annen seni cihânda? Tomurcuk bir gül idin Buramda.
Şâhîn-zâde Ahmed Nurî Beğ’in kızı iki yaşında Neclâ rûhuna fâtiha.
1927
*
21 Receb 1307 (13 Mart 1890,Perşembe)
Âh Mine’l-Mevt
Çün ezelden böyle takdîr eylemiş Zü’l-celâl Âh ile zârlık ile tâzeliğime doymadım Çün ecel peymânesi dolmuş bilmedim Hasretâ fânî cihânda tûl-i ömr sürmedim
Turan Mehmed’in oğlu İsmâ’il rûhuna fâtiha.
*
Sene 1330 (1911)
Dâr-ı fenâdır pür-mihen Aldanma zâ’ir olma şen İbret ararsan işte ben Pek genç iken giydim kefen
Mâtemle gerçi pür-halel Gevherli târîhim gerçi güzel Hakkı Beğ’i zâlim ecel Yakdın pek esef genç iken
(Muğla, Hamursuz)
*
Hüve’l-Bâkî
Muğlalı Ca’fer Efendi civâna vâh vâh Nâgehân geldi ecel sayf-ı adni etdi cây-gâh
Pek edîb hem de lebîb bir zât idi Oldu tekmîl bunda ahlâk-ı hüsün bî-iştibâh
Fevtini takdîr-ı gurbetle bunun Hak kadrini Etdi âlî işte “kad mâte şehîden”dir güvâh
Hâme-i mâtemle fevtin yazdı târîhin Ziyâ Cây-gâhın pür-ziyâ eylese hemân ol İlâh
Merhûmun râhıyçün fâtiha.
22 Cemâziyelevveli, sene 1327 (11 Haziran 1909, Cuma)
*
Hüve’l-Bâkî
Bir kuş idim uçtum yuvadan Ecel ayırdı beni anadan babadan
Müskebi’de Bekir Ağa kerîmesi Hadîce Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1295 Z(ilhicce) (Ekim 1878)
(Ortakent)
*
Âh Mine’l-Mevt
Âh ile zâr kılarak tâzeliğime doymadım Çün ecel peymânesi dolmuş murâdım almadım Hasretâ fânî cihânda tûl-i ömr sürmedim Firkatâ takdîr böyle imiş tâ ezelden bilmedim
İstanköylü Hasan Ağa kerîmesi Â’işe Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1302 fî 15 Şa’bân (30 Mayıs 1885)
*
Ağlasın dostlar bana hep olmasın bir dem cüdâ Kaldı hasretle peder âh hasretâ vâh hasretâ
Nevbahâr-ı ömrümün devşirmeden bir sünbülün İki gözüm nûru geldi erdi fermân-ı Hudâ ….
Elyebî el-Hâcc Mahmûd Ağa buldu câ
Rûhuna el-fâtiha Sene 1167 fî 27 N (17 Haziran 1754)
*
Hüve’l-Bâkî
Cihâna doymadan cânım Ecel aldı girîbânım Tâ’ûn zahmetine düş olup Böyle emr etti Sübhânım
Hacı Mahmûd kerîmesi merhûme Hadîce Kadın rûhuna fâtiha. Sene 1214 (1799)
*
Âh Mine’l-Mevt
Tıfl iken çiçekden yetdi va’desi Ağlayıp kaldı pederiyle vâlidesi Nur-ı aynın bu idi hem ciğer pâresi Gitdi elden dilde kaldı yâresi
Hasan Ağa kerîmesi Mazlûm Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1204 (1789)
* Âh Mine’l-Mevt
Sene 1319 5 Z (ilhicce) (15 Mart 1902, Cumartesi)
Vâlideynin sevgili ferzendi âh Doymadan girdi hüsûfa sanki mâh
Ali Beğ-zâde Ömer Beğ’in hafîdesi Â’işe rûhuna fâtiha.
* Hüve’l-Bâkî
Doymayıp gençliğine Çünki oldu nâ-mûrâd Rahmete mütağrak Edip onu Rabbü’l-ibâd
El-Hâc Za’îm-zâde Ahmed Ağa’nın kerîmesi merhûme Râziye Dudu rûhuna fâtiha. Sene 1220 (1805)
* Hüve’l-Bâkî
Gençliğine doymadan murâdına ermeyen Müskebi’de Ali’nin kerîmesi Esmâ Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1255 (1839)
* Hüve’l-Bâkî
Âh ile zâr kıldık Gençliğime doymadım Çün ecel peymânesi dolmuş Bir murâdım almadım
İsmâ’il oğlu Ahmed kerîmesi merhûme Â’işe Hatun rûhuna fâtiha. Sene 1315 (1897)
(Ortakent)
Yaşlı ölenlerin metinlerinde ise, üzüntü hissi olmakla beraber, daha ağır basan bir duygu olarak derin bir kadere rıza ve tevekkül; bu tevekküle dayanan bir teselli vardır. Metinlerde bu teselli, ölümle ilgili âyetlerin zikredilmesiyle dile getirilir. Bu âyetler, “Küllü nefsün zâ’katün: Bütün nefisler ölümü tadacaktır.” (Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Suresi, 185.; Enbiyâ Sûresi 35. Ankebût Sûresi, 57. âyetler), “İrci’î: Rabbine dön.”( Kur’ân-ı Kerîm, Fecr Sûresi, 28. âyet), “lâ yeste’hirûne:Bir an bile ertelenmez” (Kur’ân-ı Kerîm, A’râf Sûresi, 24. ayet; Yûnus Sûresi, 49.ayet; Nahl Sûresi, 61.ayet.) ve “küllü men aleyhâ fân: Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir” ( Kur’ân-ı Kerîm, Rahmân Suresi 26.ayet.) âyetleridir:
1298 (1880)
Ey ziyâret eyleyen ehl-i vefâ Rûhuma bir “fâtiha” kılsan atâ “Küllü nefsin zâ’ikât” âsârına Kıldı mazhar cismimi emr-i Hudâ
Türîdî oğlu Fettâh zevcesi Â’işe rûhuna fâtiha.
*
Hüve’l-Bâkî
Mazhar olup “küllü men aleyhâ fân” sırrına Zikr için hakk etdirdim bu sengime
Yaraşlı Hacı Muhammed tutdu burada makâm Ol sebebden zâ’irân fâtihadır temennâm rûhuma
Sene 1954
*
1326 (1908) Bulmadık derdine dermân-ı muvâfık derdâ “İrci’î” emrin işidip hemen etdim seyrân Dedi fevtine mücevherle Zekâ’î târîh Eyleye kabrini Hak ravza-i firdevs-i cinân
Mahmûd-zâde Süleymân Efendi ehli Züleyhâ ruhıyçün fâtiha.
*
Cümle derde bir devâ vermiş Hudâ Dâ’î mevte “irci’i”den mâ-‘adâ
Hükm-i “lâ yeste’hirûn”a tabî’î Avnî Efendi etdi emre iktidâ
Âh pek genç gitdi dâr-ı fenâdan Firkati çıkmaz gönülden ebedâ
Sene 1332 (1913) (Muğla, Hamursuz)
Bazı yaşlıyken ölenlerin mezar taşlarında, ölü için duâ isteme, ölenin hayattayken yaptıkları, dünyanın fânîliği, ölümün kaçınılmazlığı ve Allah’tan mağfiret dileme ön plana çıkar; üzüntü geri planda kalır:
Hüve’l-Hallâkü’l-Bâkî
22 C.âhir fî sene 1313 (10 Aralık 1895, Salı)
Müftî Sa’deddîn Efendi câre fâh Konya’nın Hoca köyünden rû-be-râh
Ders ü irşâd ü fetâvâsıyla bu Muğla’yı tenvîr edip pür-intibâh
Zâ’irâ bu merkad-i gül-bûya gel “Fâtiha”-hân ol edeble bî-günâh
Post-nişîn-i Nakşbendî Hâlidî Vâlid ü üstâz ü şeyhim hem-penâh
Kalb-i mâtem (Nûrî’dir) târîhe zamm Tayr-ı rûhu ten kafesden kaçdı âh
*
Andelîb-i rûhu uçdu ber-alâ Iyş u nûşu âb-ı kevserden ola
İrtiyâz-ı cennet olsun merkadi Âsiye vü Meryem olsun hem-demi
Yemm-i bahr-i rahmete tağmîd-veş Yâ İlâhî eyle envârın reşâş
Şevherâ târîh-i kûd u tarh ile Şehper-i mergin küşâde kıldı âh
Zevce-i müfti mâder-i Nûrî Â’işe binti Süleymân.
25 Şevvâl 1296 (12 Ekim 1879)
*
Lâ Hayye İllâ Hû
1328 1330 (1912/1913)
Âkıbet bu dâr-ı fânîye gelen eyler vefât Nice hûn-rîz mevtden olmaz necât
Enbiyâ vü evliyâ hep gitdiler encâmında Mâsivâ-yı Hak’da yokdur mâ-hasal sebât
Ayn-ı cevherî çıka söyleye Süreyyâ târîhin Gitdi iklîm-i vücuddan şems-i envâr-ı hayât
Cevdet(?) oğlu Sâdık zevcesi Nazîfe rûhuna fâtiha.
*
Ey melce’-i abd-i za’îf sensin melâz-ı her-lehîf Rahmin bana olsun elîf v’erhamnâ ente Mevlânâ
Ey âlim-i sırr-ı uyûb v’ey gâfir-i cerr-i zünûb Lutfun umar abd-i nahîf v’ağfir lenâ zünûbenâ
Ey sâtir-i şerr-i uyûb v’ey kâşif-i zarr-ı kürûb Afvın ola dâ’im redîf v’ağfi’annâ uyâbenâ
Fermânınla geldim hemân Kur’ân’ı eyledim hem-zebân Afvın kıla cây-ı latîf eltafıyla yâ Rabbenâ
Edip hulûs ile du’â söyleyip târîhin Ziyâ Abdin Süleymân Rabbenâ dedi gitdi dâr-ı bekâ
Fî 20 Ağustos 1310 (1 Eylül 1894, Cumartesi)
Hurrirehu Ziyâ
(Muğla, Hamursuz)
2) Metnin Âidiyeti
Manzum mezar taşı metinlerinden bazıları, ölenin, bazıları da dirilerin ağzından yazılmıştır.
Ölenin ağzından manzumeler: Bu tür metinlerde, ölen kişi Allah’tan mağfiret diler, dirilerden kendisi için dua ister ve kendisinden ibret alınmasını tavsiye eder:
1325 (1907)
Hüve’l-Hallâkü’l-Bâkî
İlâhî arz edip geldim sana Âşıkım çokdan beri ben sana Afvına mağrûren etdiğim isyânlarım Eyle mağfiret sen Rabb’im bana
Berber-zâde el-Hâcc Hâfız Süleymân Efendi rûhıyçün rızâ’en li’llâhi’l-fâtiha.
(Muğla, Hamursuz)
*
Yâ Hû
Ziyâretten murâd bir du’âdır Bu gün bana ise yarın sanadır
Tarîk-ı Bektaşî’den Koca Bekir Ağa oğlu Bekir Fahrî Baba’nın rûhuna el-fâtiha. Sene 1292 Fî 29 Zâ ( 27 Aralık 1875, Pazartesi)
*
Beni kıl mağfiret ey Rabb-i yezdân Be-hakk-ı arş-ı a’zam nûr-ı Kur’ân Gelip kabrim ziyâret eyleyen ihvân Edeler rûhuma bir “fâtiha” ihsân*
Bekir Ağa zevcesi Âyişe Hanım rûhuna fâtiha. Târîh-i vefâtı 27 Ramazan 1927 (2 Eylül 1880, Perşembe)
*
Âh Mine’l-Mevt
El çekip bi’l-cümleden ettim bekâya rıhleti Terk edip geriye mâl ü mülkü devleti Kim gelip kabrim ziyâret eyleyen ihvânımız Okusunlar rûhum için “kul hüvallâh” âyeti
Hacı Mehmed Ağa’nın kerîmesi Habîbe Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1256 fî 15 Nisan (27 Nisan 1840, Pazartesi)
*
Âh Mine’l-Mevt
Âh ile zâr kılarak tâzeliğime doymadım Çün ecel peymânesi dolmuş murâdım almadım Hasretâ fânî cihânda tûl-i ömr sürmedim Firkatâ takdîr böyle imiş tâ ezelden bilmedim
İstanköylü Hasan Ağa kerîmesi Â’işe Hanım rûhuna fâtiha. Sene 1302 fî 15 Şa’bân (30 Mayıs 1885, Cumartesi)
*
Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî
17 (Şaba)n. 1305 ( 29 Nisan 1888, Pazar)
Yürü ey bî-vefâ dünyâ seninle el-vedâ olsun İşin cevr (ü) cefâ dünyâ seninle el-vedâ olsun
Fenâdan el çekip yâ Rabb bekâya eyledi rıhlet Kerem kıl cürmümü afv et kim(?) makâm olsun İlâhî ben günâh-kârı haşırda eyleme rüsvâ Dilerim cürm ü isyânım senin afvınla mahûf olsun
Merhûm Ca’fer Ağa rûhuna fâtiha.
*
Âh Mine’l-Mevt
Yâ İlâhî gelmişim dîvânına rahm et bana Lutfun ile meskenim kıl cenneti yâ Rabbenâ
Ser-te-ser yakdı vücûdum çâre olmadı bana Dilerim Hudâ’dan ede ihsân ukbâda bana
Müskebili müteveffâ Ali Beğ zevcesi Hâce Â’işe kadının rûhuna fâtiha. Sene 1303 fî 15 Zi’l-ka’de. (15 Ağustos 1886, Pazar)
(Ortakent)
*
Âh Mine’l-Mevt
Mazhar oldum bezm-i hayât-ı nefs-i mutma’ine Nâgehân “irci’î” emrine karşı
Tasdîk-i îmân ile sehv ü hatâ etdim “Küllü nefsin zâ’ikatün mevt” sırrına karşı
Dehr için bîhûde efkâr etmiş idim Yâ Rabb Gafûr u Rahîm ü Rahmân ismine karşı
El-merhûm ve mağfûrun leh Tavaslı Hacı Ali Ağa oğlu Helvacı Mustafâ rûhuna rızâ’en li’llâhi’l-fatiha.
(Muğla, Hamursuz)
Dirilerin ağzından manzumeler: Bu tür manzumelerde, yukarıdaki bazı örneklerde de görüldüğü gibi, ölenin özellikleri sayılır ve onun için dirilerden duâ, Allah’tan da mağfiret dilenir.
Hüve’l-Bâkî
Çün ecel geldi ona olmaz amân Cürmünü afv eyle yâ Rabb-i Mennân Mağfiret kıl olmasın hâli yaman Mazhar-ı nûr-ı şefâat kıl her zamân
Hâcı Za’îm oğlu Ahmed Ağa’nın kerîmesi merhûme Hadîce Hatun rûhuna fâtiha. Sene 1228 (1813)
(Ortakent)
*
Rûhuna “fâtiha” ihdâ edelim Silme-zâde Hacı Ali Ağa’nın
Herkesi iyilikle memnun ederdi Hüsn-i hulku müştehir idi anın
Cennet-i a’lâda bulsun hoş makâm Mazhar-ı eltâfı olsun Hudâ’nın
1332 (1913)
*
Cihânın pîç ü tâbından ferâgat eyleyip geçdin Henûz tâze arûs hâlinde râh-ı rıhleti seçdin
Erip hîşânı ey bânû-yı nev dil-hûn-ı mâtem-zen Şehâdet sancağın açıp riyâz-ı cennete göçdün
Çıkıp evce Zekâ’î cevherî târîhini yazdı Sürûş-ı âlem-i gaybla berâber perr ü bâl açdın
Hacı Ali kerîmesi, Şükrü Efendi halîlesi Hafîze Hanım rûhuna fâtiha.
*
Hüve’l-Hayyü’l-Kayyûm
Yok bu dünyâ-yı denîde bir ahad ferhunde-fâm Pâdişâh olsan da encâmî olursun telh-kâm
Gör bu gün Hamza Hayâtî Beğ defîn-i hâkdir Ol vatan-perver ki vermiş idi ................. nizâm
Okuyup seng-i mezârın “fâtiha”-hân ol hemân Et du’â kabrin Hudâ etsin yerin dârü’s-selâm
Eşk-i çeşmim Zekâ’î yazdırdı târîh mevtine Sâl-i fevtidir bin üç yüz hem otuz dokuz tamâm
Merhûm ve mağfûr Âsım Beğ-zâde Hamza Hayâtî Beğ rûhuna fâtiha.
Sene 1339 (1920)
*
Sene 1319 (1901)
Hû meded peyk-i ecel savbına pûyân oldu âh Cân-ı pâki bâğ-ı me’vâya şitâbân oldu âh
Şîme-i hûbu kulûb-ı akrabâdan cây-gîr Olmuş iken şimdi diller hep perîşân oldu âh
Beş nefer evlâdını Mevlâ’ya tevdî’ eyleyip Hûriler gülzârına uçup hırâmân oldu âh
Taşına bi’z-zât Zekâ’î yazdı cevher târîhin Firkatiyle dîdeler hûn sîne nâlân oldu âh
El-merhûmetü ve’l-mağfûretü lehâ Hacı Nasûh-zâde Hacı Halil Efendi halîlesi Adîle rûhuna fâtiha.
(Muğla, Hamursuz)
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Mezar taşı metinlerinde en çok işlenen tema, üzüntü, murâda ermeme, Allah’tan mağfiret dileme, ölümün mukadder olması, dünyanın fânîliği, ölenden ibret alma gibi temalardır. Bunlardan başka, bütün mezar taşlarının ortak özelliği, ölülerin ruhları için, dirilerin, Fatiha ve İhlas sûrelerinin okumasının istenmesidir.
Ölüler için, ısrarla Fâtiha ve İhlas sûrelerinin istenmesinde önemli sebepler vardır:
Ümmü’l-Kitab veya Fâtihü’l-Kitab olarak da anılan Fâtiha suresinin Kur’ân’ın özünü ihtiva etmesi, Hz. Ali’nin, “Ben Kur’ân’ın sâdece Fâtiha sûresini tefsire kalksam, ömrüm vefa etmez” demesi; bazı İslam bilginlerinin ise, “Ulu Tanrı, sâdece Fâtiha sûresini inzâl etmiş olsaydı, bu sûre bütün beşeriyeti tedvire kâfî gelirdi” gibi kabul ve inanışlar, bu sûrenin ölenin ruhu için çok okunmasına yol açmıştır. Bilindiği gibi, bu surede, âlemlerin Rabbi olan, merhamet ve din günü (hesap, mahşer)nün sâhibi olan Allah’a hamd edilir ve arkasından, kulluğun sâdece ona yapıldığı, sâdece ondan yardım istendiği ifâde edilerek insanları doğru yola getirmesi, iyiliğe erdirmesi ve sapkın olmayanların yoluna eriştirmesi için dua edilir. Dikkat edilirse, bu âyetler, her ne kadar Allah’ın sözleri iseler de, Allah’ın kullarına hitabı değil, kulların Allah’a hitabı şeklindedir ve ölen kişi, kendi ruhu için okunan bu sûreyi, sanki kendi okuyormuşçasına dirilerin okunmasını istemektedir. Ayrıca, ölenlerin haşr olacağı din gününün sahibi olan Allah’ın çok açık bir şekilde zikredilmesi, mahşer gününe, dirilerden daha yakın olan ölüler için bir kurtuluş ümidi özelliği taşımaktadır ki, bu da bu sûrenin, ölünün ruhu için okunmasındaki sebeplerden biridir.
İhlas sûresi de, Allah’ın vahdaniyyet ve samedaniyyet (Allah’a muhtaç olma, O’nun muhtaç olmaması ve zevalsizlik)i ile beraber, doğmamışlığı ve doğurmamışlığı, benzeri ve dengi olmadığı özellikleri çerçevesinde, Allah’ın birliği inancını en açık bir biçimde anlatan sûre olması sebebiyle okunan bir sûredir.Bu sûre de , Fatiha’da olduğu gibi, kulun Allah’a hitabı şeklindedir. Kul bu sûreyi okumakla, Allah’ın birliğini te’kid ve te’yid etmektedir. Kulun ruhu için bu sûrenin okunması, onun okuması yerine geçecektir. Bu yüzden dirilerden bu âyetlerin okunmasını istemektedir.
Ruhu için Fâtiha ve İhlas sûreleri okunan ölünün, Allah’ın mağfiretine mahzar olacağına inanılmaktadır.
Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Mezar taşı metinlerinde, üzüntü, acı, hayıflanma, mağfiret dileme, tevekkül ve kadere razı olma duyguları ile teselli kaynağı olan ölümün dinî yönü iç içe girmiş şekilde yer almaktadır.
|
Hit : 667
|
Etiketler : MEZAR TAŞI METİNLERİNDE ÖLÜM
|
|