Bin yıllık destanın yosun tutmuş şahitleri
Ahlat! Malazgirt’te 1071’de, Anadolu’nun kapılarının Sultan Alparslan’ın keskin kılıcıyla açılmasından yıllar önce, ‘Rum—eli’ tebasının gönül kapılarını İslam medeniyetine karşı ardına kadar açan alperenlerin yattığı yer.
Uçsuz bucaksız Orta Asya steplerinden batıya doğru yüzyıllar süren göçten sonra, âyette işaret edilen, kutsal mesajı yepyeni bir solukla omuzlayıp daha da ötelere götürecek ışık süvarilerinin Anadolu’daki ilk durağı.
Ellerinde bir değnek, sırtlarında eski ama temiz bir urba ile lisanda ‘yabancı’ kelimesinin ifadelendirdiği ‘insanlar’ arasında bir ‘insan’ olarak yaşama arzusu. Yaşarken, başkaları için yaşama ve yaşatma sevdası... Ve ilk günkü temizlik ve saflık içinde sonsuzluk kervanına katılma. İşte bu engin gönül sahibi kutluların, ömür sermayelerini bu mukaddes davaya vakfeden yücelerin yurdu Ahlat. Bir uçbeyliğinden dünyanın gördüğü en muhteşem medeniyetlerden birine evrimleşen boyun mayasının atıldığı yer. İçinden Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli ve isimlerini sayamayacağımız nicelerinin yeşerip göğerdiği, her biri bir ulu çınarın kolları misali Anadolu içlerine serpilen son evrensel mesaj misyonerlerinin çekim merkezi Ahlat.
Bir mezarlığın ve boyları iki metreyi geçen mezar taşlarının gezmeye görmeye değer nesi ilginçtir? Ahlat’ta görülmesi gereken, gerçekten Orta Asya Türk medeniyetinden Büyük Selçuklulara miras kalan hayranlık uyandırıcı taş işçiliğinin nadide örnekleri olan mezarlar ve mezar taşları değildir. Yerli ve yabancı turistlerin kilometrelerce öteden kalkıp ziyaret ettikleri, fotoğrafladıkları, yazılarını çözmeye çalıştıkları bu bin yıllık destanın yosun tutmuş şahitleri, elbette görülmesi gerekenler listesindedir.
Ancak Ahlat’ta yerin üstündekilerden çok yerin altındakileri düşününce hissiyatınızın kanatlandığını hissedecek başka bir boyutu yaşayacaksınız. Yaşadıkları muhteşem hayatla tezat teşkil eden ‘isimsiz mezar taşları’ ile dertleşecek, hayatın anlamını daha derinden kavrayacaksınız. Kimi eğilmiş, kimi yıkılmış, ama yine de yıllara meydan okuyan bu mezarların sahipleriyle, sanki çok yakınınızmışçasına duygusal bir bağ kurulacak aranızda. Saatlerce oturup hasbihal etmek isteyeceksiniz. Gölgeler uzamaya, güneş mor dağlar arasından gurub etmeye başladığında şu cümleler dökülecek belki ağzınızdan: ‘Ahlat! Bir sürü ziyaretçin oluyordur hergün senin. Şu kadar yıllık tarihinden, taş işleme sanatından söz ediyorlardır. Kimileri basıp geçiyordur üstünden düşüncesizce. Bu taşlar elbette bir gün yerle bir olacak. Ama ismin ve bağrında sakladığın alperenlerin asla unutulmayacak. Kim bilir, bugün aynı aşk ve heyecanla kanatlanan niceleri bin yıllık geçmişine bir teğet çizip her seher vaktinde bir buket gül bırakıyorlardır her taşının yanıbaşına!
Gökhan Gökçe
http://www.aksiyon.com.tr/